Geleneksel yazarlar bir ayrılık, ölüm ya da çöküş sahnesi inşa ederken çaresizce soyut sıfatların arkasına gizlenirler: "Karakter tarifsiz bir kederle pencereden dışarı bakıyordu." Bu cümle, kurgu dünyasındaki en büyük yanılsamalardan biridir. Okuyucunun sinir sisteminde sıfır nöronal tetiklenme yaratır. Çünkü beyin, "tarifsiz keder" gibi soyut tanımlamaları birer veri olarak işlemez; onları gürültü olarak görür ve eler.
Anlatı mühendisliğinde yapılması gereken ilk hamle, Öznelliğin Soyutlanması işlemidir. Yazarın ya da okurun öznel duygularını sistemin dışına ittiğinizde, geriye sadece fiziksel veriler kalır: Cam yüzeyindeki kırılma katsayısı, odadaki ışık şiddeti ($λ$), ses frekansı ($dB$) ve atmosferik basınç. Kederi yazmayacaksınız; karakterin görüş alanını daraltan optik sınırlamaları ve ortamdaki akustik rezonans düşüşünü kodlayacaksınız.
Bir sahnedeki zaman, mekan ve karakter motivasyonu bileşenleri asla birbirinden bağımsız değildir. Bunlar, parametrik modelleme esasına göre birbirine bağlı değişkenlerdir. Odadaki ışık şiddetini değiştirdiğiniz an, karakterin mekansal algısı ve dolayısıyla motivasyon eğrisi de matematiksel bir kesinlikle değişir. İşte bu zincirleme reaksiyon doğru kurulduğunda, kurgusal kütle maksimuma ulaşır ve okuru merkeze doğru çeken o kaçınılmaz anlatı yer çekimi nedir sorusunun cevabı pratik bir sahne mekaniği olarak somutlaşır.
Yorumlar
Yorum Gönder