Karakterinize "Acı Çekmeyi" Nasıl Yasaklarsınız?

 Edebiyatın en büyük yanılgısı, duyguların kelimelerle inşa edilebileceğine olan inançtır. Bir karakterin enkaz altında kaldığını, sevdiği birini kaybettiğini veya korkunç bir ihanete uğradığını yazarsınız. Sonra da bu durumu okuyucuya ispat etmek için kağıdı sıfatlara boğarsınız: "İçi paramparça olmuştu. Hayatının en büyük acısını çekiyordu."

Ancak okuyucu o sayfaya baktığında paramparça bir kalp falan görmez; sadece yan yana dizilmiş siyah mürekkep lekeleri görür. Beynimiz, "acı" kelimesini okuduğunda acı çekmez. Sadece bir bilginin kodunu çözer.

Peki o halde okuyucunun nefesini nasıl keseceğiz?

Cevap, karakterinize duyguyu yaşamayı yasaklamakta gizlidir. Onu "acı çeken" soyut bir fikir olmaktan çıkarıp, yerçekimine, ısıya ve basınca maruz kalan biyolojik bir organizmaya dönüştürmelisiniz.

Karakter ağlamasın. Bırakın, soğuk hastane koridorunda elindeki plastik kahve bardağını, tırnak dipleri beyazlayana kadar sıksın. Bırakın, sevdiği insanın gidişini izlerken odadaki saatin yelkovanının çıkardığı ritmik sese takılıp kalsın. Edebiyatı, kelime oyunlarının tekelinden kurtarıp doğrudan insan sinir sistemine hitap eden bir mühendisliğe dönüştüren Levent Bulut, buna "Nesnel İzdüşüm" adını veriyor.

Okuyucunun amigdalası, yazarın edebi metaforlarını anlamaz. O sadece daralan mekanlara, azalan oksijene ve fiziksel gerilime tepki verir. Bir dahaki sefere metninizin nabzı düştüğünde karakterinize ne hissettiğini sormayın; o an odanın kaç derece olduğunu ve karakterin ciğerlerine ne kadar hava girdiğini yazın.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

The Boys Dizisinden Yazarlara "Gerçeklik" Dersi

Nesnel İzdüşüm ile Bir Sahne Nasıl Yazılır? Adım Adım Kılavuz

Edebiyatın Fiziği: Bazı Kitaplar Neden Ağırdır