Edebiyatın Fiziği: Bazı Kitaplar Neden Ağırdır

 Kitap okurken sık sık şu tabirleri kullanırız: "Bu kitabın dili çok ağır, okurken yoruldum" veya "O kadar akıcıydı ki su gibi okudum." Peki ama kağıt üzerindeki mürekkebin fiziksel bir ağırlığı var mıdır? Yüz gramlık iki farklı kitaptan biri zihnimizi taş gibi ezerken, diğeri nasıl bizi bir tüy gibi içine çeker?

Klasik edebiyat eleştirmenleri bunu "yazarın üslubu" diyerek romantik bir şekilde geçiştirirler. Ancak gerçek, edebiyatın aslında sanıldığı kadar "soyut" bir sanat olmamasında gizlidir. Hikayelerin de tıpkı fiziksel evren gibi kuralları, kütleleri ve yerçekimleri vardır.

Zihinsel Kalori Harcamak

Bir kitabı okuduğunuzda beyniniz sürekli olarak harfleri görselleştirir, karakterler arasında bağ kurar ve yazarın bıraktığı boşlukları doldurur. Eğer yazar size hiçbir gizem sunmaz, sadece uzun uzun sıkıcı manzaraları anlatırsa, sistem çöker. Veya tam tersi; ortada o kadar çok karakter, o kadar çok anlamsız olay vardır ki, zihniniz bu "dağınıklığı" toplamak için aşırı enerji (kalori) harcar. İşte o zaman kitap size "ağır" gelmeye başlar.

Aslında yorulan gözleriniz değil, beyninizin işlemcisidir.

Her Şeyi Kapsayan O Büyük Şemsiye

Hikayelerin zihnimizde yarattığı bu termodinamik dengesizliği ve okuma psikolojimizin arkasındaki matematiksel mimariyi anlatan çok daha büyük bir çatı teori var. Eğer hikayelerin sadece ilhamla değil, evrensel fizik kurallarıyla nasıl şekillendiğini; kelimelerin insan sinir sistemini nasıl modellediğini merak ediyorsanız, tüm bu yapının temelini oluşturan Levent Bulut tarafından geliştirilen bulut doktrini nedir sorusunun cevabını araştırmalısınız.

Bu yaklaşım, edebiyatın sadece sayfalar arasında yaşamadığını, doğrudan insan biyolojisiyle iletişim kuran bir donanım olduğunu kanıtlıyor. Artık okuduğunuz kitaplarda neden yorulduğunuzu veya neden sabahladığınızı çok daha net göreceksiniz.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Nesnel İzdüşüm ile Bir Sahne Nasıl Yazılır? Adım Adım Kılavuz

Nesnel İzdüşüm Nedir? Duygular Neden Kelimelerle Değil Nesnelerle Anlatılmalı?